Skip Navigation LinksSağlık-Köşesi

Sağlık Köşesi

  • 1 Şubat 2020

    Hipertansiyon

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Vehbi Altan Hipertansiyon ile ilgili merak edilenleri yanıtladı. Bunun yanı sıra son zamanlarda eczanelerde bulunamayan ilaçlarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

    Soru: Hipertansiyon nedir? Nasıl Teşhis edilir?

    Vehbi Altan: Hipertansiyon kan basıncının uygun ölçümler yapılması koşuluyla, tekrarlayıcı olarak belirlenen normal kabul edilen değer aralığının üzerinde seyretmesi durumudur. Tanı konulması ancak ve ancak kan basıncı değerinin dijital veya konvansiyonel bir cihazla ölçümü sonrası mümkündür. Ölçüm değişikliklerini minimuma düşürmek için tansiyon ölçümü en az 2 defa,5 dk oturur pozisyonda istirahat sonrası sırt desteklenmiş şekilde ve kol çıplak kalp seviyesinde yapılmalıdır. Uygun şekilde yapılmış ölçümlerde 60 yaş üzeri hastalarda sistolik 150,diastolik 90.60 yaş altı hastalarda sistolik 140 diastolik 90; JNC 8 önerilerine göre eşik değerler kabul edilmektedir. Bu değerlerin üzerindeki değerlerin belgelenmesiyle tanı konulmaktadır.

    Soru: Hipertansiyon hastalığı bende var mı? Nasıl anlarım?
    Vehbi Altan: Birçok kişide yaygın algı şöyledir ki hipertansiyonun vücutta doğrudan bir belirti vereceği beklenir. Baş ağrısı veya burun kanaması gibi. Bunlar elbette yüksek kan basıncına eşlik edebilir fakat asla olmazsa olmaz değildir. Birçok hastamızda tanı başka bir nedenle tarafımıza başvuruda rastgele  ölçümle birlikte konulmaktadır. Bu nedenle erişkin nüfusun herhangi bir şikayet olsun veya olmasın belirli aralıklarla ölçüm yaptırması hastalığın tespit edilmesinde çok faydalıdır.

    Soru: Eğer tedavi görmezsem nelerle karşılaşacağım?
    Vehbi Altan: Hipertansiyon, eğer tedavi edilmezse; kalp krizi, inme, kalp yetersizliği, periferik vasküler hastalık, aort diseksiyonu(damarın yırtılması),atrial fibrilasyon (ritim bozukluğu) hipertansif retinopati, kronik böbrek hasarı gelişimine neden olabilecek bir risk faktörüdür.

    Soru: Hipertansiyon tedavisi nasıl olur?
    Vehbi Altan: Öncelikle Hipertansiyonun çeşidine karar verilir. Esansiyel hipertansiyon ve Sekonder Hipertansiyon şeklinde sınıflandırıyoruz. Tüm hipertansif hastaların yaklaşık %90 ı Esansiyel Hipertansiyondur.%10 ise sekonder hipertansiyon. Sekonder Hipertansiyon altta yatan başka bir hastalık nedeniyledir .Bu; doktorunuz tarafından ancak belli durumlar sağlandığında araştırılır. Bunlar;

    1-Farklı sınıf üç adet yeterli dozda antihipertansif (biri diüretikler olmak üzere ) kullanımına rağmen kan basıncı düzenlenemeyen hastalar.
    2- Tedaviyle iyi giderken kan basıncında ani yükselmeleri olan hastalar.
    3- Ailede hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar gibi risk faktörleri ve obesitesi olmayıp 30 yaşından önce hipertansiyon tespit edilen hastalar.
    4- İlaç gruplarından birinin (ACEİ,ARB)kullanımı sonrası böbrek fonksiyon testi olan kreatinin değerlerinde ciddi yükselme olan hastalar.
    Eğer bir neden bulunursa altta yatan nedene yönelik özel tedavi uygulanır. Eğer bulunamazsa da Esansiyel hipertansiyon gibi tedavi edilir.

    Soru: Eczanelerde bir sürü farklı çeşitte tansiyon ilacı var? Doktorum niye bana bu ilacı yazdı? şeklinde düşünüyorsanız...
    Vehbi Altan: Doktorunuzun size başladığı ilaç GENELLİKLE  gelişigüzel değildir. Eşlik eden bazı hastalıklarınız da varsa doktorunuz onlara da ek fayda sağlayacağını düşündüğünden kullandığınız ilacı yazmış olabilir. Veya ilaçların yan etki profillerini göz önüne alarak sizin için uygun olanın mevcut ilacınız olduğu için onu seçmiş olabilir. KESİNLİKLE doktorunuza danışmadan ilacınızı değiştirmeyiniz, doz değişikliği yapmayınız, yeni bir ilaç eklemeyiniz veya mevcut ilaçlarınızdan birini kesmeyiniz.

    Soru: Eczacım bana doktorumun yazdığı ilacın piyasada bulunmadığını fakat İÇERİĞİ aynı olan başka bir ilacı verebileceğini söyledi. Ne yapmalıyım?
    Vehbi Altan: Son dönemlerde birtakım nedenlerden dolayı piyasada bazı ilaçlar maalesef ki bulunamamaktadır. Eczacınız size İÇERİĞİ aynı ilacı vermekten bahsediyorsa ona güvenin. Çünkü ilacın etken maddesi doktorunuzun yazdığıyla bire bir aynıdır. Bu ilacı da doktorunuzun verdiği dozda güvenle kullanabilirsiniz.

    Soru: Hipertansiyon hastaları nelere dikkat etmelidir?
    Vehbi Altan: Verilen ilaçların düzenli ve zamanında alınması çok önemlidir. Kan basıncı takibinin düzenli olarak yapılması gerekir. Ne de olsa ilaç kullanıyorum diye düşünerek ölçüm yapmamak yanlıştır. Hipertansiyon hastalarının tuz kullanımlarını kısıtlamaları gerekir. Günlük  6 gramdan fazla tuz almamaları önerilir. Bu yüzden hazır gıda ve dışardan tüketilen yiyeceklere sınırlandırma getirilmesi gerekir. Haftada en az 3 gün 45 dk hızlı tempoda yürüyüş yapmak, fazla kiloların verilmesi, meyve sebzeden zengin diyet yapılması, sigara ve alkolün kesilmesi bu hastalarda önemlidir.

  • 20 Ekim 2019

    Grip Hakkında Genel Bilgi

     

    1)Grip nedir?

    İnfluenza virusunun neden olduğu,burun,boğaz hatta akciğerin de etkilenebildiği hafif bulgulardan tutun da ölüme kadar götürebilen, aynı zamanda da önlenebilen bir hastalıktır.

    2)Belirtiler nelerdir?

    Ateş,baş ağrısı,burun akıntısı,boğaz ağrısı,öksürük,kırgınlık,güçsüzlük,eklem ağrısı,bulantı kusma,karın ağrısı,bazen de ishal dahi olabilir.Bunların hepsi birlikte olacak diye bir kaide yoktur.Birkaç tanesi de birlikte bulunabilir.

    3)Grip nasıl bulaşır?

    Damlacık yoluyla bulaşır.Düşünülenin aksine havayolu ile değil.Yaklaşık 1 metreden az mesafe yeterlidir.Hapşurma,esneme veya konuşma sırasında bu şekilde bulaşa neden olabilir.Bir başka bulaş yolu ise virüsün elle teması sonrasında elin ağız burun hatta göze götürülmesiyledir.

    4)Toplumun ne kadar kısmı etkilenir?

    ABD de yapılan araştırmalar doğrultusunda hersene gripten toplumun %8 i etkilenmektedir.Yaklaşık %3-11 arasında semptomları belirgin olan bir grup vardır.Hafif ve belirsiz semptomları olanlar da eklendiğinde oranın %10-25 arası olduğu tahmin edilmektedir.Dünyada ise her yıl yaklaşık 1 milyar kişi grip olmaktadır.

    5)Hangi gruplar enfekte olmaya daha yatkındır?

    Yapılan bir çalışmaya göre 18 yaş altındaki çocuklar,65 yaş üzeri erişkinlere göre yaklaşık 2 kat oranda enfekte olmaya yatkındırlar.

    6)Nasıl tanı koymaktasınız?

    Esas olarak yukarda bahsedilen klinik semptomların varlığıyla tanı konulur.Bazı özel testler de riskli grupta yapılabilir.

    7)Toplumda gribe yakalanma sıklığının virusle bir ilgisi var mıdır?

    Kesinlikle vardır.İnfluenza virusu antijenik drift ve şift dedigimiz bazı değişimler geçirir.Antijenik drift söz konusu olduğunda etkilenen nüfüs normal döneme kıyasla artış göstermekte ve epidemiler oluşmaktadır.Antijenik şift söz konusu olduğunda ise epidemiler veya pandemiler oluşmakta ve dünya üzerinde çok büyük populasyonlar bundan etkilenebilmektedir.

    8)Hastalık semptomları bulaştan sonra ne zaman başlar?

    Ortalama 2 gün;fakat 1-4 gün arası da olabilir.

    9)Hastalığın bulaşıcılık periyodu nedir?

    Grip sizde semptomlara yol açmadan bir gün öncesinden itibaren bulaşa yol açabilmektedir.Bununla

    birlikte hastalık belirtileri başladıktan sonra 5-7 güne kadar bulaştırıcılık devam etmektedir.Bazı çoçuklar ve bağışıklıgı düşük olan bazı hasta grupları bu süreden daha uzun bulaştırıcılığa sahip olabilmektedir.

    10)Grip nelere sebebiyet verebilir?Komplikasyonları nelerdir?

    Bakteriyel pnömoni,kulak,sinus enfeksiyonları,altta yatan diabet ve astım gibi kronik hastalıkların kötüleşmesine neden olabilir.

    11)Kimler Grip nedeniyle risk altındadır?

    Yaş,özellikle <5 yaş çocuklar ve 65 > yaşlılar,diabet,kronik akciğer hastalığı (koah),Kalp yetmezliği,>40 paket yıl sigara hikayesi,Karaciğer yetmezliği,Dalagı olmayan hastalar(aspleni),immün sistemi zayıf olanlar (ilaç veya kronik hastalık nedeniyle),Gebeler ve doğum sonrası 2.hafta,sağlık çalışanları,Morbit obezler.

    12)Kimler Grip aşısı yaptırmalıdır?

    1-Bahsedilen riskli gruptaki erişkinler(aynı zamanda pnömokok aşısı zorunluluğu olan grup)

    2-Gebeler ( 2 aşı zorunlu (Grip ve TdaP)

    3-Sağlık çalışanları

    4-İsteyen herkes

    CDC/ACİP önerisi > 6ay herkişiye

    13)Grip olmamak için neler yapmalıyız?

    Gribi önlemenin bilinen en iyi yolu AŞI olmaktır.Aşının hastaneye yatışı hatta ölümün önüne geçtiği klinik çalışmalarla gösterilmiştir.Hastalanınca işe gitmemek,öksürük ve hapşurma esnasında agız ve burnun mendil ile kapatılması,mendil yoksa yere doğru yönelinmesi,alkollu jellerin ve mendillerin kullanımı,elin; burun agız ve göze götürülmesinden sakınılması işe yarayabilecek eylemlerdir.

    14)Aşı yapmaya karar verdik,kaç çeşit aşı var?hangisini yaptırmalıyım?

    Dünyada 3 tip aşı bulunmaktadır.Adamızda bulunan tek tip,inaktive influenza aşısı,quadrivalan formudur.Aşının içereceği influenza suşları WHO tarafından bir önceki yıl en sık rastlanan suşlara göre belirlenmektedir.Bizde bulunan quadrivalan aşı 2 A ve 2 B suşu içermektedir.(Trivalent aşı + B/Phuket/3073/2013-like strain)

    15)Aşı ne zaman yapılmalı?

    Ekimin son 2 haftasından Nisan ayına kadar yapılabilir.Tropik bölgelerde yıl boyu yapılabilir.

    16)Grip nasıl tedavi edilir?

    Hastamız eğer bahsedildiği üzere riskli grup içindeyse ve herşeye rağmen gribe yakalanmışsa antiviral tedavi başlanması gereklidir ve bu tedavinin semptomlar basladıktan sonra en kısa süre içerisinde başlanması gereklidir.48 saate kadar başlanması gerekir sürenin uzaması durumunda tedavinin etkinliği azalmaktadır.Riskli grupta tedavi tamamlandıktan sonrada aynı ilaca profilaktik(düşük)dozda devam ediyoruz. Diğer grupta ise semptomatik tedavi öneriyoruz.

    17)Antibiyotik kullanmak işe yaramaz mı?

    Antibiyotik bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle kullanılır.Viral kaynaklı bir enfeksiyonda antibiyotik kullanmak tedavinin aksine hastalığın gidişatini kötüleştirme olasılığına sahiptir.Aynı zamanda gereksiz antibiyotik kullanımı bakteriyel direnç gelişimine neden olmaktadır.

    Dr Vehbi Altan

    Dahiliye Uzmanı

  • 15 Mart 2018

    Çocuklarda Süt Dişinin Önemi ve Koruyucu Diş Hekimliği


    Dt Fırat Körükçü

    Pedodonti (Çocuk Diş hekimliği), 0-13 yaş grubu çocukların süt ve daimi dişlerinin sağlıklı olarak korunmasını, çürük, travma, kalıtımsal ve benzeri etkenlerin bu dişlerde oluşturduğu sorunların giderilmesini amaçlayan bir anabilim dalı olduğunu söyleyen Dt. Fırat Körükçü, Süt dişleri toplam 20 tanedir. Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. 

    Süt dişleri, kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar. Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmakta olduğunun altını çizdi.

    Çocuk diş hekimliğinin birinci amacı, dişsel sorunların oluşmasını engellemek olduğunu söyleyen Dt Fırat Körükçü önlemleri almak ve çocukları çürüksüz bir geleceğe yönlendirmek için bu amaçla uygulanan işlemlere de "Koruyucu Diş Hekimliği Uygulamaları" adı verildiğini söyledi.

    Diş çürüğü, diş üzerindeki bakterilerin besinleri fermente etmesi sonucu üretilen asitlerle, diş sert dokularının yıkımı ile başlayan bir hastalıktır. Özellikle erken çocukluk döneminde, uyku sırasında biberon içine ballı, şekerli ya da bisküvili süt gibi gıdaların konulup çocuğa verilmesi, emziğin şekerli gıdalara batırılması sonucu küçük yaştaki çocuklarda görülen yaygın çürüklere biberon çürüğü dendiğini ve bu alışkanlıkların çocuklarımızın geleceği için zararlı olduğunu belirtti. 

     

  • 14 Mart 2017

    Kilo vermek yeterli değil, verilen kiloyu korumak gerek!

    Kilo vermek ve verilen kiloları korumakla ilgili bazı önerilerde bulunmadan önce özellikle yeterli ve dengeli beslenmenin önemini bir kez daha vurgulamak isterim!

    Besin öğeleri, organizmanın gereksinim duyduğu miktarlarda alınmaz veya alınamaz ise 'yetersiz beslenme' olarak tanımlanır. Yetersiz beslenmede vücudun çalışma düzeni bozulur.

    Besin öğelerinin bir veya birkaçının gereğinden az diğerlerinin ise gereğinden fazla tüketimi 'dengesiz beslenme' olarak isimlendirilir. Gereğinden fazla tüketilen besin öğeleri genellikle  enerji içeriği yüksek olan yağlar ve şeker içeriği yüksek olan karbonhidrat kaynağı besinler  olduğundan vücutta yağ dokusu olarak birikerek ŞİŞMANLIĞA neden olurlar.

    Vücut ağırlığının dengesi, alınan enerjinin harcana enerjiye eşit olması ile sağlanır.

    Eğer kilo probleminiz varsa ve diyet yapacaksanız mutlaka bir diyetisyen kontrolünde ve size özgü hazırlanan bir yeterli ve dengeli beslenme programı ile kilo vermeye çalışın!

    DİKKAT! Diyet programı kişiye özeldir ve ortak bir diyet oluşturulamaz! Bireyin:

    • Fiziksel özellikleri,
    • Sağlık sorunları,
    • Ailesel özellikleri,
    • Beslenme alışkanlığı,
    • Fiziksel aktivitesi, 

    Tüm bunlar diyeti etkileyen faktörlerdir.

    Beslenme eğitimi ve diyet tedavisi programına alınacak olan bireyde tedavinin başarısı, kişinin tedaviyi isteyerek kabul etmesine, tedavi programının yalnızca o kişiye özgü nitelikler içermesine, kişinin bilinçli ve sabırlı olmasına, diyetisyeni ile iletişimini devam ettirmesine bağlıdır.

    Şişmanlığa sebep olabilen bazı hatalı davranışları özellikle vurgulamak isterim:

    • Hızlı yemek, büyük lokmalar almak, az çiğnemek, yemekte çatalı- kaşığı elinden hiç bırakmamak,
    • Öğün atlamak, öğün aralarında sürekli yüksek kalorili birşeyler atıştırmak,
    • Yemek yerken başka aktivitelerle uğraşmak ( TV seyretmek, sohbet etmek...)
    • Sıkıntılı veya stresli durumlarda aşırı yemek,
    • Sık sık katıldığınız davetlerde ikramları reddedememek,
    • Akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli yemek,
    • Suyu az içmek,
    • Özellikle çalışan kişilerde işten geldikten sonra sürekli atıştırmak ve sonra tekrar akşam yemeği yemek,
    • Hareketsiz bir yaşam.

    Peki bu hatalı davranışları düzeltmek  ve sağlıklı zayıflayabilmek için nelere dikkat etmeliyiz!

    • Besin tüketimini sınırlamak için ne yiyeceğinizi önceden planlayın,
    • Alışverişe çıkmadan önce bir liste hazırlayın,
    • Alışverişe kesinlikle aç karnına gitmeyin,
    • Yememeniz veya az yemeniz gereken besinleri satın almayın,
    • Yanınıza yaptığınız listeye yetecek kadar para alın,
    • Satın alırkan aynı gruptaki besinlerin daha düşük enerjili olanını seçin (örneğin yağlı peynir yerine yarım yağlı peynirleri seçmek gibi.....)
    • Kesinlikle öğün atlamayın, 3-6 öğün beslenmeye dikat edin, ara öğün olarak daha çok meyveler gibi düşük kalorili besinleri tercih edin,
    • Bol su içmeye özen gösterin,
    • Göz önünde sevdiğiniz yüksek kalorili yiyecekleri bulundurmamaya dikkat edin,
    • Kızartama yerine, ızgara, haşlama, fırında pişirme yöntemlerini kullanmayı tercih edin,
    • Yemek için küçük, salata için büyük tabak kullanınız,
    • Yemeğin servis kabını masaya koymayınız,
    • Mümkün olduğunca yavaş yiyip, iyi çiğnemeye çalışın,
    • Yemek yerken başka aktiviteler yapmayın, TV seyretmek gibi.....,
    • Özel günlerde ve davetlerde düşük kalorili veya kalorisiz içecekleri tercih etmeye çalışın ve diyetinize uygun olabilecek besinlerden seçmeye çalışın,
    • Çok aç iseniz davete gitmeden önce düşük kalorili birşeyler (salata, meyve, çorba,...) atıştırın,
    • Diyetinizde olan aksilikler karşısında sakın cesaretinizi kırmayın ve devam edin!

    Tüm bu önerilerin yanında tabiki fiziksel aktivitenin de önemi çok fazla. Spor yapmaya vaktim yok diyorsanız en azından günlük hareketlerinizi artırmaya çalışın. Örneğin kısa mesafeler için taşıt kullanmamaya dikkat edin, asansöre binmek yerine merdiveni kullanmayı tercih edin, hızlı tempoyla yürüyün. 

    Çevrenizdeki insanları da sizi birşeyler yemeye teşvik etmek yerine size destek olmaları konusunda ikna etmeye çalışın. Hatta onları da yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenme konusunda teşvik etmeye çalışın.

    Tüm bu önerilerin, bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak, bireylerin vazgeçemedikleri alışkanlıklar ve uymak zorunda oldukları çevresel etmenlere göre diyetisyenin kontrolünde kişilere uyarlanabileceğini unutmayın.  

    Sihirli diyet vaatlerine, hızlı kilo verdiren çok düşük kalorili diyet vaatlerine kanmayın! Haftada yarım veya bir kilo vermek idealdir. Böylece yağsız vücut kütlesi (kas  kütlesi) daha az, yağ kütlesi daha fazla kaybedilecektir. Ayrıca piyasada bulunan ve sağlıkla hiç ilgisi olmayan, hiçbir sağlık veya beslenme eğitimi olmayan kişilerin ticari amaçlı sattığı ürünlere kanmayın! Özellikle protein içeriği çok yüksek olan hızlı zayıflama vaat eden ürünlerin olası zararlı etkileri göz ardı edilmemelidir. Bu ürünlerin kişilerde yanlış beslenme alışkanlıkları kazandırması ve yeme bozukluklarına yatkınlık oluşturup oluşturmayacağı net değildir. Obezite (şişmanlık) tekrarlama riski yüksek olan, uzun süreli bir beslenme tedavisi gerektiren, kronik bir durumdur. Bu nedenle zayıflama programı kişiye özel, bireyin benimseyip yaşam tarzı haline getirerek uygulayabileceği, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırabilecek özellikte olmalıdır.

    SONUÇ OLARAK:

    SAĞLIĞIN KORUNARAK DEVAMI İÇİN YETERLİ VE DENGELİ BESLENMEK BİR YAŞAM BİÇİMİ OLMALIDIR!

    SAĞLIKLI ZAYIFLAMAK VE VÜCUT AĞIRLIĞINI DENGEDE TUTMAK İÇİN İLK KURAL DOĞRU BESLENME BİLGİSİNE SAHİP OLMAKTIR!

    Uzman Diyetisyen

    Hidayet AĞÖREN

  • 13 Mart 2017

    Sigaranın Zararları

    Sigara içen kişiler kendilerine zarar verdikleri gibi çevrelerinde bulunan kişilerede zarar verir. Bunlara pasif içici denir.

    Sigaranın vücuttaki tüm doku ve organlara sayılamayacak kadar çok zararı vardır.   

    Tütün içinde bulunan Karbonmonoksit,  Nikotin,  Katran gibi zararlı maddeler akciğer kanseri başta olmak üzere,  solunum sistemi hastalıklarından olan bronşit ve amfizeme gibi hastalıklara neden olur. İçilen her sigara sizi kansere bir adım daha yaklaştırır. Sigara içenlerde akciğerlerin doğal savunma sistemi bozulur ve buda enfeksiyon kapma riskini artırır

    Sigarada bulunan Karbonmonoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolestrol depolanır ve bunun neticesinde kalp krizi riski artar.

    Yemek borusu ve midede ülser, kanama ve kanser oluşumu artar.

    Pankreas kanseri riski fazlalaşır. Sigara içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha fazla mesane kanserine yakalandıkları görülmektedir.

    Sigara içenlerin ellerinde ve parmaklarında sararmalar ve tırnaklarında kırılmalar görülmektedir.

    Sigara kol ve bacak damarlarında çeşitli hastalıklara neden olur. Özellikle, damarlardaki tıkanıklık nedeniyle ancak organların kesilmesiyle tedavi edilebilen (Burger) hastalığı oluşur.

    Ağız kokusu, diş ve diş eti hastalıkları, diş kaybı ve tat alma duyusunda bozulmalar görülür.

    Beyin hücrelerinin ölümüne ve hafıza zayıflığına(Alzheimer) sebep olur.

    Koku alma duygusu azalır.

    Sigara içen bayanlarda rahim ve yumurtalık kısırlığı, erken menopoz ve rahim kanseri gibi tehlikeler görülür.

    Gözlerde katarakt ya da körlük meydana gelebilir.

     Vücutta yorgunluk, ruhsal  gerilim, aşırı stres ve uykusuzluk görülür.

    Cinsel organlarda iktidarsızlık, ereksiyonda azalma ve döllenme yetersizliği meydana gelir.

     Vücuttaki insülin salgılama yeteneğini azaltarak şeker hastalığına sebep olur.

    Sigara, deri yapısının bozulmasına ve kırışıklıklara yol açar. Bunun yanında sigara içenlerin yaraları çok daha zor iyileşir. Bazen ameliyat sonrası yaraların iyileşmediği görülür.

    Bu bilinen gerçekleri göz önünde tutarak daha duyarlı olmaya çalışmalıyız. Yeni nesle iyi örnek olup eğiterek onları büyük bir problem haline gelen bu ölümcül alışkanlıktan korumalıyız.

    Dr. Hasan Topal

    Başhekim

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı